Türkiye Barış Komisyonu'nun yeni yayınladığı 70 sayfalık “süreç raporu”, kendisini “Terörsüz Türkiye”ye yönelik bir yol haritası olarak sunuyor. Usta gazeteci Yavuz Baydar bunun yerine muhalefeti etkisiz hale getirmek, yapısal reformlardan kaçınmak ve Kürt sorununu uygulanabilir haklar yerine muğlak bir “kardeşlik” diliyle yeniden şekillendirmek için tasarlanmış, devlet güdümlü bir belge olduğunu savunuyor. Kendisi, raporun demokratik derinleşmeye değil, anayasa değişikliği öncesinde kontrollü bir siyasi konsolidasyona işaret ettiğini ileri sürüyor.
Siyasi Çoğulculuk Değil, “Devlet Politikası”
Rapor çarpıcı bir cümleyle başlıyor: “Terörsüz bir Türkiye” hedefi geçici bir girişim değil, bir çözüm meselesidir. devlet politikası. Baydar'a göre bu çerçeve tüm çalışmayı tanımlıyor. Eğer konu devletse siyasi partiler destekleyici bir role düşürülür.
Muhalefet partileri resmi olarak belgeye çekinceler eklediler, ancak sonuçta belgeyi onayladılar. DEM Partisi, raporun dilinin tek taraflı olduğunu ileri sürerek “terör örgütü”, “terör belası” gibi terminolojiye itiraz etti. Eleştirmenler basit bir soru sordular: Eğer temel çerçeve sakıncalıysa neden onaylayasınız ki?
Baydar, bölümü “trajik bir komedi” olarak nitelendirerek, komisyonun belirli bir yasayla kurulmadığını, meşruiyeti kasıtlı olarak belirsiz olan geçici bir organ olarak işlev gördüğünü belirtti.
Haklar Konusunda Retorik
Raporda defalarca “kardeşlik” vurgusu yapılıyor ve Kürt kimliğine doğrudan atıfta bulunulmasından büyük ölçüde kaçınılıyor. Baydar, “kardeşliğin” ne iç hukukta ne de uluslararası hukukta yeri olmadığını vurguluyor; hak temelli bir çerçeveden ziyade siyasi bir retoriktir.
Raporun ne yaptığını vurguluyor Olumsuz adres:
-
Kürt dilinin anayasal statüsü yok
-
Anadilde eğitim hakkı yok
-
Yerel yönetimin anlamlı bir şekilde güçlendirilmesi yok
-
Seçilmiş Kürt belediye başkanlarının görevden alınması ve kayyum atanmasından söz edilmiyor
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün 2026 değerlendirmesi, yapısal reformların eksik olduğu barış çabalarının kırılgan kalacağı konusunda uyardı. Baydar, komisyon raporunun bu uyarıyı görmezden geldiğini savunuyor.
Hukukun Üstünlüğü ve Avrupa Mahkemesi Kararları
Raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararlarına tam uyum sağlanması çağrısında bulunuluyor. Ancak Ağustos 2025 itibarıyla Türkiye'nin Mahkeme önünde bekleyen 21.000'den fazla davası olduğu bildiriliyor; bu, toplam dava sayısının üçte birinden fazladır. 2025'te onlarca kararda adil yargılanma, özgürlük, ifade ve toplanma haklarının ihlal edildiği tespit edildi.
Eylül 2025 itibarıyla 140'tan fazla önde gelen AİHM kararı uygulanmadı. Baydar, uyumsuzluğun teknik bir boşluk değil, siyasi bir tercih olduğunu belirtiyor.
Ayrıca, raporun kabul edildiği tarihte muhalif isimlere yönelik yüksek profilli soruşturmalarla bağlantılı olan Adalet Bakanı Akın Gürlek'in atanmasını da sorguluyor.
Mekanizmasız “Türkiye Modeli”
Raporda sürecin “Türkiye Modeli” olarak anılabileceği öne sürülüyor. Baydar bunu uluslararası emsallerle karşılaştırıyor:
-
Belfast (Hayırlı Cuma) Anlaşması Kuzey İrlanda'da iki eşit kurucu topluluk tanındı ve bağımsız izleme organları kuruldu.
-
İspanya, Bask bölgesine anlamlı bir özerklik verecek şekilde anayasasını değiştirdi.
Bunun aksine, Türk raporu doğrulamayı büyük ölçüde güvenlik kurumlarına bırakıyor, bağımsız bir denetim mekanizması içermiyor ve uluslararası izleme veya yapılandırılmış sivil toplum katılımı için hiçbir rol sunmuyor.
Af ve “Umut Hakkı”
Komisyon, genel affın “masada olmadığı” gerekçesiyle reddedildi. Baydar, bir tür af olmaksızın “milli dayanışma” iddialarının boş göründüğünü savunuyor.
AİHM'nin müebbet hapis cezalarına ilişkin içtihadından türetilen “Umut Hakkı”, yetkililer tarafından özgürlük olarak değil, iyi hal esasına dayalı şartlı tahliye olarak çerçeveleniyor. Baydar, diğer AİHM kararlarını uygulamaya direnen hükümetin şimdi rotayı değiştirip değiştirmeyeceğini sorguluyor.
Siyasi Düzenleme?
Baydar, sürecin içine çekilen DEM Partisi'nin kendisini iktidar ittifakının belirlediği bir takvim nedeniyle kısıtlanmış halde bulabileceğini öngörüyor. Gelecekteki herhangi bir anayasa reformunun büyük ölçüde tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın da dahil olduğu müzakerelere bağlı olabileceğini öne sürüyor.
Aynı zamanda ana muhalefet üzerindeki baskının arttığına dair işaretler de görüyor Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)Yenilenen yasal işlemler ve onu içeriden zayıflatmayı amaçlayan söylemler de dahil.
Ona göre daha geniş hedef, iki büyük muhalefet bloğunun “etkisizleştirilmesi”, yani “muhalefetin ortadan kaldırılması” olarak adlandırılıyor.
Çözüm
Baydar, umudun tek başına bir argüman olmadığı sonucuna varıyor. Dil hakları, siyasi katılım, yerel yönetim ve hukukun üstünlüğü konularında somut, ölçülebilir reformlar yapılmazsa, raporun dönüştürücü bir kilometre taşı olmaktan ziyade retorik açıdan başka bir kilometre taşı haline gelme riski bulunuyor.
Bunun uzlaşmanın başlangıcı mı yoksa gücün yeniden ayarlanmasının mı işareti olduğu, dayanışmanın diline değil, kurumsal değişime bağlı olacağını öne sürüyor.
PA Türkiye, Türkiye gözlemcilerini farklı görüş ve görüşlerle bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. Web sitemizdeki yazılar mutlaka yayın kurulumuzun görüşünü temsil etmeyebilir veya onay olarak değerlendirilmeyebilir.
İngilizce YouTube kanalımızı takip edin (REAL TURKEY):
https://www.youtube.com/channel/UCKpFJB4GFiNkhmpVZQ_d9Rg
Twitter: @AtillaEng
Facebook: Gerçek Türkiye Kanalı: https://www.facebook.com/realturkeychannel/

Yorumlar kapalı.