kaydeden Yavuz Baydar
Nisan 2026'nın sonuna doğru Türk dış politikası dört farklı eksende hızlı gelişmelerin yaşandığı kritik bir dönemeçte bulunuyor. Ankara, Kıbrıs'taki yüksek riskli zirvelerden Londra'daki stratejik imzalara kadar, tam jeopolitik izolasyonu önlemek için karmaşık bir dansa girişirken, Avrupa entegrasyonuna giden geleneksel yol giderek daha da engelleniyor.
Diplomaside Dört Yönlü Bir Değişim
Nisan ayının son haftaları, Türkiye'nin uluslararası duruşunun değişen kumlarını gösteren bir hareketliliğe tanık oldu:
Kıbrıs-AB Savunmasının Sertleştirilmesi: 23-24 Nisan zirvesinde AB'nin savunma mimarisi daha keskin bir dönüş yaptı. Fransa liderliğindeki Kıbrıs Cumhuriyeti, adayı Doğu Akdeniz'de ileri savunma platformuna dönüştürmek için AB savunma protokollerinden (özellikle Madde 42.7) yararlanmaya çalışıyor.
SEDE İstisnası: Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komitesi (SEDE), dramatik bir kurumsal darbeyle, Türkiye'yi yeni Avrupa savunma projelerinin dışında bırakacak değişiklikleri kabul etmek için 29'a 5 oy kullandı.
Birleşik Krallık Stratejik Ortaklığı: 23 Nisan'da Ankara, Birleşik Krallık ile bir stratejik ortaklık çerçevesi imzaladı; bu, NATO ve ikili savunma işbirliği aracılığıyla AB'nin barikatlarını aşmaya yönelik rasyonel bir karşı manevra olarak görülen bir hamle.
Orta Güç Vitrini: Antalya Diplomasi Forumu (19 Nisan), Türkiye'nin Küresel Güney ve Körfez monarşileriyle bağlarını güçlendirmeyi amaçlayan “Orta Güç” diplomasisi için bir “vitrin” işlevi gördü.
Akdeniz “Jeopolitik Laboratuvarı”
Doğu Akdeniz'deki gerginlik tesadüf değil. “Mavi Vatan”ın sonucudur (Mavi Vatan) doktrini — havzayı jeopolitik bir laboratuvara dönüştüren bir denizcilik stratejisi. Bu doktrin Ankara'da destek bulurken, yanlışlıkla Yunanistan, Mısır ve İsrail'i Türk deniz iddialarına karşı ortak bir cephede birleştirdi.
Üstelik Ege adalarının Yunanistan tarafından “işgaline” ilişkin iç söylemler sadece Atina'da değil, Paris'te ve ABD Kongresi'nde de derin rahatsızlık yarattı. Ankara'nın iç söylemi ile dış algı arasındaki bu kopukluk, Kongre'nin savunma satışlarını engelleme gücünün Türk yetkililer tarafından hafife alındığı Washington ile “hasar kontrolü” çabalarını engellemeye devam ediyor.
Londra Alternatifi Brüksel Ablukasına Karşı
Türkiye'nin İngiltere ile derinleşen ilişkisi, Avrupa'nın dışlanmasına verdiği en pragmatik tepkiyi temsil ediyor. Ankara, AB üyesi olmayan bir deniz gücü ve NATO'nun ağır sikleti Londra ile uyum sağlayarak, AB'nin savunma teknolojisi ve enerji üzerindeki kısıtlamalarını aşmayı amaçlıyor.
Bu eksen, Kıbrıs'taki Akrotiri egemen üssü yakınındaki son roket saldırıları dikkate alındığında özellikle anlamlıdır. Kıbrıs'ın üç garantör gücünden ikisi olan İngiltere ve Türkiye, adanın istikrarı konusunda Fransız-Yunanistan'ın AB vizyonundan farklı, benzersiz bir stratejik çıkarı paylaşıyor. Ancak Londra diplomatik “nefes alma alanı” sağlarken, AB'nin yerini alamaz. Kalmanın formülünü güçlendiriyor temas halinde Avrupa ile sağlam bir şekilde devam ederek dıştan kurumsal çekirdeğidir.
Katılıma Giden Durmuş Yol
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın son Avusturya ziyareti Ankara'nın AB kapısını aralık tutma isteğini ortaya çıkardı. Fidan, Brüksel'in “açık siyasi irade” göstermesi halinde Türkiye'nin tutumunu yeniden gözden geçireceğinin sinyalini verdi.
Ancak gözlemciler, yapısal sorunlar devam ettiği sürece bu “siyasi iradenin” gerçekleşmesinin pek mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Türkiye yönetiminin 2017 yılında “tek adam rejimine” dönüşmesi, on binlerce siyasi mahkumun hapsedilmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına defalarca meydan okunmasıyla birleşince, Türkiye'yi genişleme çemberinin dışına itti.
Anahtar Çıkarım: Brüksel için AB üyeliği objektif kriterlerin karşılanması sürecidir; Ankara için ise giderek taktik pazarlıkların yapıldığı bir “Doğu pazarı” olarak görülüyor.
GÖRÜŞ: Avrupa Güvenliği: Türkiye ile mi, Mantığa Karşı mı?
Sonuç: Bir Akışkanlık Arayışı
Türkiye şu anda “akıcı konumlandırma” politikası izliyor. AB savunma projelerinden dışlanmasını bölgesel pragmatizm ve “Orta Güç” desteğiyle dengelemeye çalışıyor. Ancak Avrupa Konseyi, Kavala davasına ilişkin Magnitsky tarzı yaptırımları değerlendirirken, baskı da artıyor.
Ankara'nın temel sorunu hâlâ devam ediyor: Avrupa ile bağlarını koparmak istemiyor ancak Avrupa artık Türkiye'yi güvenlik mimarisinin temel bir parçası olarak görmüyor. Son 15 yıldır uygulanan “geri vites” politikasının temel bir muhasebesi yapılmadığı sürece Türkiye, derinleşen izolasyon ve ekonomik kırılganlığın tanımladığı bir geleceği riske atıyor.

Yorumlar kapalı.